Blood Drive İnceleme

İtiraf etmem lazım olursa başta Syfy’ın yeni dizisi Blood Drive ile ilgili büyük hayal kırıklığı yaşadığımdan, olumsuz yönde sıkça eleştirdiğim bir yazı kaleme almıştım. Ancak daha sonra ise endeksin absürt türde bulunduğu ve başka çeşitlerin aksine ciddi bir mantık beklemenin yanlış olabileceği fikiriyle ilk gözlemimi gözden geçirerek yazıyı toparlismim. Hadi başlayalım;

Kimler Oynuyor

Yabancı dizilerin etkin olmasındaki en büyük özelliklerden biri geniş ve nitelikli oyuncu kadrosunun bulunmasıdır. Açıkçası Blood Drive’da bundan söz etmem pek olası değil. Hadi oyunculuk yönünden bahsetmek için daha erken diyelim ancak geniş kadrodan mutlaka bahsedemem. İlk seksiyon açısında karakterlerin şahısliğinden bahsetmek zor ancak az da olsa değinmeye çalışacağım. Güzel ve seksi mümkün oldukça merhametsız Grace (Christina Ochoa), yakışıklı ve dürüst mümkün oldukça acımali bir polis Arthur Bailey (Alan Ritchson), Arthur’un yürekli dostu Christopher Carson (Thomas Dominique), polislerimizin yeni mesai dostu Aki (Marama Corlett), merhametsız ve manyak Slink (Colin Cunningham). Dizinin senarist koltuğunda ise James Roland oturuyor.

Konusu Neymiş

Açıkçası Blood Drive’ın hususu bana epey enteresan geldiği zamann izlemek için sabırsızlandığımı söylemem gerek. Post-apokaliptik yani bir felaket ardından senaryosuyla insanlığın çöküşüne şahit bulunduğumuz dizi, 1999 senesinde geçiyor.

Toplum, kaynakların giderek azalmasıyla çöküş noktasına gelmiş ve otoriter bir sistemle yönetilmektedir. Arthur, özel bir emniyet şirketinde çalışan eski bir polistir. Kuralsızlıkla yönetilmeye çalışan toplumda düzgün şahısliğiyle bayağı sırıtmaktadır. Yasal olmayan bir vakaa müdahale eder iken suçlulardan birinin kolundaki izleri fark eder ve ondan buna neden olabilecekleri yakalamak için bir adres alır. Gizliden gittiği yerde gördükleri karşısında şok olur. İnsanlar rızaları dışında detaylı vasıtaların kaput kısımlarına doğru sokularak parçalanmaktadır. Daha nolduğunu anlayamadan yakayı ele sunar ve yaşamı için bir seçim yapmaya zorlanır. Ya kalıp bu manyaklığa katılacaktır veya onun da sonu kurbanlar gibi olacaktır.

Zorunlu olarak seçtiği bu yarışta tekrar zoraki olarak çarpıcı güzellikte bir ortak (Grace) edinir. İkili vakte ve başka rakiplere karşı bir araba yarışına katılacaklardır. Grace’le eş güdümlü başlarına patlamaya hazır bir takip çipi yerleştirilir ve şayet rotalarından herhangi bir sapma yaşarlarsa bu çip, tüm bu delilığı yöneten Slink doğrulusunda patlatılacaktır. Yarış başlar ve Arthur bu manyak yarışın asıl korkunç yüzünü öğrenir. Arabalar yakıt olarak insan kanıyla çalışmaktadır. Eski bir polis olan Arthur, bu delilığın arkasında çalıştığı şirketin bulunduğunu öğrenince mesulları yakalamak için yarışın sonuna kadar gitmeye karar sunar.

Ne Umdum Ne Buldum

Malum, dizilerin birfazlası yaz devresine girdi. Yabancı dizi dünyasında eskisi kadar büyük bir yokluk olmasa da yaz devresi için yeni dizi arayışında bulunduğumu itiraf ediyorum. Blood Drive da ilginç hususuyla merakla beklediğim bir diziydi. Yüksek beklentilerle ilk seksiyone başlismim ama gülünç olmayan bir absürt yapımla karşılaşmayı hiç beklemediğim için büyük bir şaşkınlık yaşadığımı söylemem gerek. Türüne göre bile mantık sınırlarını çizmede çok zorlandım ancak tekrar de büyük bir sabırla bütün seksiyonü izledim. Belki farklı bişile karşılaşırım diye ümitle bekledim. Ne istediğine ilgi etmen gerek derler ya endeksin sonlarına doğru İkilinin çipten kurtulduğu sahneler çıktı karşıma; ki absürt bir yapım için bile akıllara durgunluk verici türden. Dayanabilirseniz sonuna kadar izleyin diyeceğim ancak inanın çok zor.

Sosyal Medya Bu Dizi İçin Ne Diyor

Çoğunluk benimle aynı yanılgıya düşmüş. Dizinin absürtlüğünden bihaber mevzunun enteresanliğine kapılanlar epey çok. Absürt bir yapımda mantık aramamak gerekliliğinin önemini vurgulayanlere de bolca rastlismim. Sanırım türün bir hayranı endeksin efsanolduğunu ilan etmiş ancak bence her şartda bunu söylemek minimumdizi kadar absürt.

Bir cevap yazın